3 Ocak 2016 Pazar

Oyun Odasında Barış:)

Merhaba:)
Uzun süredir yazamıyorum.. Arada oluyor böyle.. Hayata yetişirken yazmayı ihmal ediyorum.. Ancak bloguma geri döndüm:)

Bu yazımda kardeşler arası çatışmayı önleme çalışmalarından bahsedeceğim biraz..

Bizimkiler 3,5 ve 5 yaşında iki kardeş biliyorsunuz.. 

Doğduklarından beri uyudukları odaya hiç oyuncak koymadık biz. Çünkü yatak odasında uyunur:)

Uyku eğitimi konusunda çalıştığımız dönemlerde bu kararımız çok işimize yaradı.. Bir başka yazımda anlatırım..

Oyun odası ise oturma odamızın bir köşesinde yer alıyor.. Orası aslında misafir yatak odası olarak tasarlanmıştı.. Ama biz duvarı yıkıp, mekanı çitlerle ayırdık ve oyun odası yaptık..
Sebebi saçma gelebilir.. Dağınık da gösteriyor farkındayız ama olsun.. Çocuklarımızla birlikte yaşamak istedik biz:)

Onlar oynarken babamız film izliyor ve ben mutfakla ilgilenebiliyorum..

Hem birlikteyiz hem de herkes kendi halinde anlayacağınız :)

Peki ama yaşları yakın iki kardeş nasıl uzun uzun tartışmadan oynayabiliyorlar derseniz, gelelim asıl meseleye:)

Aslında her evde oldugu gibi bizde de zaman zaman yaygara koptuğu oluyor ve malesef hangisinin haklı oldugunu bilmek pek mümkün olmuyor. 

Haliyle adaletsiz bir karar vermemek icin biz taraf tutmamayı ve araya girmemeyi tercih ediyoruz. 

E peki biz araya girmezsek,  ya birbirlerine zarar verirlerse? Haklısınız bu mümkün işte.. O sebeple hep üzerine olmalı gözlerimiz.. Çaktırmadan ara ara kulak kabartmalı oyun odasına.. 

Kavga etmeden kurulan kardeş ilişkisi yoktur:) Bu sebeple, kavga etmelerini engellemek için çalışmak yerine, diyolog kurmayı öğretmek bizim çaremiz..

0-6 yaş ve ergenlik dönemi bol davranış problemiyle uğraşılan yıllardır. Davranış bilimleri okumuş bir anne olarak, bu dönemlerde size önerim şudur: 
"Olumlu davranışı gör, olumsuz davranışı görmezden gel. Kendiliğinden çözülmüyorsa izle.. Sonra müdahale et." Bu çoğu davranış analizistinin benimsediği bir yaklaşımdır ve danışanınız olan ailelerin mottosu haline gelmiştir:) 

Evde de bu mantıkla yürüyoruz biz hep.. 
Konuşarak hallolan her anı görür bir şekilde pekiştiririz. 
Peki ya tam tersi olursa? Biri diğerine haksızlık yapıyorsa, mesele ciddi bir hal alana kadar kendimizi tutar müdahale etmeyiz. Olay güvenlik alarmı verirse ya da ikisinden biri bize şikayet ederse müdahil oluruz. 

Peki nasıl müdahil oluruz? 
Yaygara koptuğunda bizim evde kimse paniklemez ve bir kahraman edasıyla olay mahaline  hücum etmez:) sakin kaldığımızda "sakin" olmayı öğretmek mümkün oluyor çünkü. Sakince gider pek olaya girmeden kontrol ederiz biz. Çünkü amacımız bizim çözmemiz değil, onların çözmesidir.

Diyelimki biri diğerini şikayet etti.. Olaya müdahale etmek yerine, şikayete gelen kişiye  uygun çözümü üretmesi için yardımcı oluruz. 

Örnek:
Alya: Annea Alp beni rahatsız ediyor.
Anne: Ne yapınca rahatsız oluyosun?
Alya: Bebek evimi bozuyor
Anne: Rahatsız olduğunu kardeşine söyledin mi?
Alya:Evet ama hala bozuyor
Anne: (Alp bu arada tüm diyologu duyuyordur) Ben senin yerinde olsam gülümseyerek ve kibarca bir de şöyle demeyi denerdim. "Alp'cim bana biraz izin verir misin?"
Alya: "Alp'cim bana biraz izin verir misin?"

Alp suçunu biliyodur haliyle dolaylı mesajı almıştır ve artık kendi işine bakıyodur..Olay, ebeveynler Alp'e direk müdahale etmeden çözülmüştür. 

Ancak eğer biz oyun odasında adil bir yerleşim planı yapmazsak bu tür diyologlar pek işe yaramaz. Haliyle bizde de başlangıçta böyle oldu:)

Birkaç seferdir Alp i Alya'nın bebek evine sarmış halde görünce, jetonumuz düştü:(
Alya'nın oyununu planlayabileceği bir oyun evi vardı. 

Alp'inse kutuların içinde dağınık duran arabalar, canavarlar, kamyonlar bişey bişeyleri vardı. 

Haliyle Alya'nın çok katlı evinde maceralı oyunlar oynamak daha eğlenceliydi. 

Hemen bir raflı dolap ayarladık. Ve ona da araba evi yaptık:) Bayıldı tabi:))

Her ikisi de doğal olarak köşelerinde oynuyolardı artık. Ancak yaygaralar bitmemişti. 

Biraz gözlem yaptıktan sonra yaygara nın sebebinin hala "sınır ihlali" olduğunu keşfettik. Köşesinde sıkılan, diğerinin köşesini inceden yağmalıyordu..

Ve ben Montessori methodundan esintilerle bu duruma bir çözüm getirdim:)


Montessori okullarında çocuklar kilimlerini açıp üzerinde çalışırlar.

Kilim üzerinde çalışan arkadaşımızı rahatsız etmek hiç uygun bir davranış degildir. Çalışan kişiye büyük saygı gösterilir. Çünkü belli ki önemli bir işle ugraşıyordur. "Ögrenmek" :)


Ben de oyun odasında her ikisinin köşesine tıpkısının aynısı birer kilim serdim. Biri Alp'in diğeri Alya'nındı. Aynı olması eşit hakları temsil ediyordu. Biri büyük, biri küçük değildi mesela:)

"Duyduk duyyymadık demeyiiin oyun odası kuralları açıklanıyooor" diyerek büyük bir ciddiyetle onları oyun odası davet ettim. 

Yeni kilimlerini dünyanın en değerli kilimini tutuyor gibi bir beden diliyle, köşelerine yaydım. 

Önce Alya'nın köşesini anlattım her ikisine. Hem Alya'ya bakarak anlattım hem Alp'e. 

"Burası Alya'nın köşesidir. Buraya girerken hepimiz Alya'dan izin istemeliyiz. Buradan birşey alıp oynamak istersek Alya'dan rica etmeliyiz. Ve eğer "hayır" derse kararına saygı duymalıyız, zorla almamalıyız. Daha sonra tekrar sorarız, o zaman verir belki.."

Ve Alp için de aynı cümleleri tekrarladım..

"Burası Alp'in köşesidir. Buraya girerken hepimiz Alp'den izin istemeliyiz. Buradan birşey alıp oynamak istersek Alp'den rica etmeliyiz. Ve eğer "hayır" derse kararına saygı duymalıyız, zorla almamalıyız. Daha sonra tekrar sorarız, o zaman verir belki.."

İkisi de çok sevindiler.. Bence rahatlamışlardı.. Çocuklar belli etmezler ama sınırları severler aslında.. Çünkü belirlilikten hoşlanırlar. 

Tabi bununla da kalmadık.. Ben ve babası sık sık izin isteyerek köşelerine girip oynadık, izin isteyerek birşeyler ödünç aldık. 

Bazen "Hayır" diyeceğinden emin olduğumuz  şeyi istedi babası. Ve "olmaz" deyince "peki vermek istediinde haber verirsin" dedi. 

Ben de Alp için durumun altını çizdim. "Baban doğru bi davranış yaptı. Hayır deyince ağlamadı. Gidip kendi işine devam etti. Tebrikler babası :)"

Ciddi ciddi ugraştık böyle bu konuyla bir hafta.. Uğraştık derken işi gücü bırakmadık tabi.. Vakit buldukça:) Ancak hiç aklımızdan çıkmadı bu konuya çalıştığımız.. Günlük dertlere dalıp yarım bırakmadık çalışmayı.. O zaman daha beter olurdu çünkü.. Kural koyduktan sonra arkasında duramazsak oyun odasında eskisinden beter bir "anarşi durumu" hakim olurdu.z

Babamız pek hoşlanmasa da rol modellik konusunda oscarlık rol çıkardı saolsun:) Sonuçta biz ne yaparsak aynısını örnek alıyorlar..

Bir de baktık ki, bir süre sonra bizimkiler oyun odasının dışında da birbirlerinin alanına girerken izin istiyolar:) 


Kendi haklarını koruyorlar ve en önemlisi "hayır" cevabında üstelemiyolar:)
Ortak oyun kurup, aralarda sürtüşüp bizi çağırmadan çözüyorlar.. Hem de en adilinden:)

Keşke böyle sınır koyma çalışmaları geleneksel ailelerde kayınvalideler gelinler, eltiler görünceler falan arasında da yapılsa:) walla çok rahatlar millet eminim:)))

Şaka bi yana, evdeyken "kendi alanım" "başkasının alanı" farkındalık çalışmaları oturduğunda,  dışarıda çok daha kolay halloluyor herşey.. 


Biz ailece dışarıda yiyeceksek, oyun valizimizle rahat edebileceğimiz mekanlar tercih ediyoruz artık biliyorsunuz.
Amaç tabletsiz yaşayabilmek aslında:) İnstagram profilimde #tabletsizdeolur etiketiyle bir çok paylaşım yapıyorum bu konuda.. Bir ara blogda da anlatıciim söz:)

Her ikisi de adının yazdığı kilimde kalarak kimseyi rahatsız etmeden saatlerce oynuyor. Arada oyuncak alışverişi yapıyorlar:) 

İşin güzel yanı, tüm yazıdan da anlaşılacağı üzere, onlara hiç "kiliminizden çıkmak yok" demedik biz:) Deseydik tam tersini yaparlardı bilirsiniz:)) 

Şu sıralar dışarıdan kilimlerine gelen arkadaşları tolere etme, çözüm bulma çalışmaları yapmaktayız:) Çünkü gerçek hayat tam olarak böyle:) 

Siz kurallara uysanız da, birileri gelir sınırları ihlal eder. Bazen kötü niyetli de değildirler aslında..  O zaman oyun dışı kalmamak için ortamı germeden "asil bir çözüm" üretmek zamanıdır. Bize bu yakışır:)

Ve herşeyden önemlisi.. Bence kendini ve başkasının sınırını bilen bireyler, kurallara hem çok iyi uyarlar hem de esnemeleri gereken zamanı iyi bilirler:) 

Toplum içinde yaşarken sağlam ama esneyebilen bir duruşumuz olmalı diye düşünürüm ben. Esnemeyen kırılr.. Ve fazla esneyen toparlanamaz:) 

Herşey kararında güzel..
Sevgiler:)

3 yorum:

  1. çok şeker gözüküyor. Allah Bağışlasın :) yazın siz yazın biz takipliyelim :)

    YanıtlaSil
  2. merhaba damla hanım geçen yıl gölbaşı ram da rehber öğretmenlere verdiğiniz seminerde tanıdım sizi ve takibe başkadım benim iki yaşında bir oğlum var ve istediğini yapmdığımda bağırma ağlama krizlerine giriyor bu nedenke bizi gelişim pediatristine gönderdiler davranış bozukluğy diye öneriniz var mı ne yapmalıyım sizin merkezinizdw bu hizmet veriliyormu? çok teşekkürler...

    YanıtlaSil
  3. merhaba damla hanım geçen yıl gölbaşı ram da rehber öğretmenlere verdiğiniz seminerde tanıdım sizi ve takibe başkadım benim iki yaşında bir oğlum var ve istediğini yapmdığımda bağırma ağlama krizlerine giriyor bu nedenke bizi gelişim pediatristine gönderdiler davranış bozukluğy diye öneriniz var mı ne yapmalıyım sizin merkezinizdw bu hizmet veriliyormu? çok teşekkürler...

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı bekliyorum:) (anonim seçeneğini seçerek direkt yorum yapabilirsiniz)